Ümraniye Tapu İptal ve Tescil Davaları - Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası
Taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında kimin adına, hangi yüzölçümüyle ve hangi sınırlar esas alınarak tespit edildiği, yıllar sonra ortaya çıkan mülkiyet uyuşmazlıklarının temelini oluşturabilir. Bir taşınmazın kadastro sırasında gerçekte hak sahibi olmayan kişi adına tespit ve tescil edildiğinin ileri sürülmesi halinde, uyuşmazlığın kaynağı kadastrodan önceki bir hukuki sebebe dayanıyorsa kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davası gündeme gelebilir.
Bu dava türünde en kritik konulardan biri süredir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesine göre kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ilişkin tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Yargıtay da bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu ve yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınacağını istikrarlı biçimde uygulamaktadır.
Bu nedenle Ümraniye tapu iptal ve tescil avukatı, Ümraniye gayrimenkul avukatı, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal davası, kadastro tespitine karşı dava, 10 yıllık hak düşürücü süre, kadastroda yanlış tescil, harici satış nedeniyle tapu iptali, zilyetlik nedeniyle tapu tescili, miras hakkının kadastroda dikkate alınmaması ve İstanbul Anadolu Yakası tapu avukatı gibi başlıklar altında değerlendirilen uyuşmazlıklarda öncelikle iddia edilen hakkın hangi tarihte ve hangi hukuki sebeple doğduğu belirlenmelidir.
Kadastro Nedir?
Kadastro, taşınmazların sınırlarının, hukuki durumlarının ve hak sahiplerinin belirlenerek tapu siciline geçirilmesini sağlayan teknik ve hukuki işlemler bütünüdür.
Kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın sınırları belirlenir, zilyetlik ve mevcut kayıtlar araştırılır, hak sahipliği değerlendirilir ve kadastro tutanağı düzenlenir.
Kadastro tespitinin kesinleşmesiyle taşınmaz tapu siciline bu tespit doğrultusunda kaydedilir.
Ancak yıllar sonra kadastro sırasında hak sahibinin yanlış belirlendiği, taşınmazın bir bölümünün başka parsele dahil edildiği, önceki bir satışın veya miras hakkının dikkate alınmadığı ya da kadastrodan önce mevcut olan başka bir hukuki hakkın tespitte göz ardı edildiği ileri sürülebilir.
Bu durumda uyuşmazlığın niteliğine göre tapu iptal ve tescil davası gündeme gelebilir.
Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davası, kadastro tespitinden önce mevcut olduğu ileri sürülen bir mülkiyet veya hak sahipliği sebebine dayanılarak mevcut tapu kaydının iptali ve gerçek hak sahibi adına tescilinin talep edildiği davadır.
Burada belirleyici unsur, davacının ileri sürdüğü hukuki sebebin kadastro tespitinden önce doğmuş olmasıdır.
Örneğin kadastrodan önce gerçekleştiği ileri sürülen;
-
miras yoluyla hak kazanma,
-
zilyetlik,
-
eski tapu veya kayıtlar,
-
harici satış,
-
paylaşım veya taksim,
-
bağış veya başka bir hukuki işlem,
-
sınır ve yüzölçümü uyuşmazlıkları
somut olayın özelliklerine göre kadastro öncesi hukuki sebep niteliğinde olabilir.
Ancak bu sebeplerden herhangi birinin ileri sürülmesi davanın mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Hem hakkın varlığı hem de 3402 sayılı Kanun'daki süre ve diğer yasal şartlar ayrıca incelenir.
Kadastro Öncesi ve Kadastro Sonrası Hukuki Sebep Arasındaki Fark Nedir?
Bu ayrım davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek kadar önemlidir.
Kadastro öncesi hukuki sebep, kadastro tespitinin yapılmasından önce gerçekleşen olaya veya hakka dayanır.
Kadastro sonrası hukuki sebep ise kadastro tespitinden ve tapu kaydının oluşmasından sonra meydana gelen bir hukuki olaya dayanır.
Örneğin kadastrodan önce yapıldığı ileri sürülen bir satış ile kadastrodan sonra yapılan satış aynı hukuki kategoriye girmez.
Yargıtay kararlarında da kadastro tespitinden sonra düzenlenen bir satış senedine dayanan talebin kadastro sonrası nedene dayandığı ve bu nedenle Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin bu talebe uygulanamayacağı belirtilmektedir.
Bu nedenle davanın adı değil, iddianın gerçek hukuki kaynağı önemlidir.
Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Davalarda 10 Yıllık Süre Nedir?
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi bu davalar açısından son derece önemli bir düzenleme içermektedir.
Kanuna göre kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ilişkin tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz.
Dolayısıyla sürenin başlangıcı bakımından taşınmazın ne zaman satın alındığı veya davacının uyuşmazlığı ne zaman öğrendiği değil, öncelikle kadastro tutanağının kesinleşme tarihi tespit edilmelidir.
10 Yıllık Süre Zamanaşımı mıdır?
Hayır.
Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık süre Yargıtay uygulamasında hak düşürücü süre olarak kabul edilmektedir.
Bu ayrım önemlidir.
Hak düşürücü sürenin geçip geçmediği tarafların ileri sürmesine bağlı olmaksızın mahkeme tarafından re'sen dikkate alınabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi kararlarında da 10 yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetileceği açıkça belirtilmektedir.
Bu nedenle davalı taraf "süre geçti" şeklinde bir savunma yapmamış olsa dahi mahkeme bu hususu inceleyebilir.
10 Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?
Süre, ilgili kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Örneğin kadastro tutanağı 1 Haziran 2018 tarihinde kesinleşmişse, kadastro öncesi bir hukuki sebebe dayanan talebin 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü süre bakımından bu tarihe göre değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla dava açılmadan önce kadastro tutanağının tespit tarihi ile kesinleşme tarihi birbirine karıştırılmamalıdır.
Yargıtay kararlarında da karşılaştırma, kadastro tutanağının kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında yapılmaktadır.
10 Yıl Geçtikten Sonra Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Dava Açılabilir mi?
Kural olarak hayır.
Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi, tutanağın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağını açıkça düzenlemektedir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin güncel kararlarında da kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra 10 yıllık sürenin geçtiği dosyalarda kadastro öncesi nedene dayanan tapu iptal ve tescil taleplerinin hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiği görülmektedir.
Bu nedenle özellikle eski tarihli tapu ve kadastro uyuşmazlıklarında ilk yapılması gereken incelemelerden biri kesinleşme tarihinin belirlenmesidir.
Davacı Kadastro Kaydını Yeni Öğrendiyse Süre Yeni mi Başlar?
Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki düzenleme, süreyi kadastro tutanağının kesinleşme tarihine bağlamaktadır.
Bu nedenle davacının tapu kaydındaki sorunu daha sonra öğrendiğini ileri sürmesi, kural olarak kanundaki 10 yıllık başlangıç tarihini kendiliğinden değiştirmez.
Somut olayda ileri sürülen hukuki sebebin gerçekten kadastro öncesi olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Eğer talep gerçekte kadastrodan sonra meydana gelen bağımsız bir hukuki sebebe dayanıyorsa 12/3 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı farklılaşabilir.
Kadastrodan Önce Yapılan Harici Satışa Dayanılabilir mi?
Taşınmazın kadastrodan önce tapu dışı bir işlemle devredildiğinin ileri sürülmesi bazı uyuşmazlıklarda kadastro öncesi hukuki sebep olarak gündeme gelebilir.
Ancak harici satış iddiasının hukuki sonucu taşınmazın o tarihteki hukuki niteliğine, kayıt durumuna, zilyetliğe, işlemin tarihine ve Kadastro Kanunu'nun ilgili hükümlerindeki şartlara göre değerlendirilmelidir.
3402 sayılı Kanun'un tapulu taşınmazların kadastro tespitine ilişkin hükümlerinde, belirli koşullarda tapu dışı iktisap ve zilyetliğin nasıl değerlendirileceğine ilişkin özel düzenlemeler bulunmaktadır. Yargıtay kararlarında da bu hükümler kadastro öncesi tapu dışı iktisap iddiaları bakımından uygulanmaktadır.
Dolayısıyla yalnızca "eski bir satış senedim var" denilmesi tek başına tescil için yeterli olmayabilir.
Kadastrodan Sonra Yapılan Harici Satışta 10 Yıllık Süre Uygulanır mı?
Hukuki sebep gerçekten kadastrodan sonra meydana gelmişse Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki kadastro öncesi sebeplere ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre kural olarak aynı şekilde uygulanmaz.
Yargıtay bir kararında, kadastro tutanağı 1959 yılında düzenlenmişken davacının dayandığı satış senedinin 1971 tarihli olması nedeniyle talebin kadastro sonrası nedene dayandığını ve 12/3'teki 10 yıllık sürenin uygulanamayacağını belirtmiştir.
Bu örnek, hukuki sebebin tarihinin doğru belirlenmesinin neden önemli olduğunu göstermektedir.
Miras Nedeniyle Kadastro Öncesi Tapu İptal ve Tescil Davası Açılabilir mi?
Kadastro sırasında muristen gelen hakkın veya mirasçıların paylarının dikkate alınmadığı iddia ediliyorsa, olayın özelliklerine göre miras hakkına dayalı kadastro öncesi uyuşmazlık gündeme gelebilir.
Örneğin taşınmazın kadastrodan önce ortak murise ait olduğu ancak tespit sırasında yalnızca mirasçılardan biri adına kaydedildiği ileri sürülebilir.
Bu durumda;
mirasçılık ilişkisi,
miras bırakanın taşınmaz üzerindeki hakkı,
kadastro tespitinin dayanağı,
eski tapu ve vergi kayıtları,
zilyetlik,
taksim iddiası,
kadastro tutanağının kesinleşme tarihi
birlikte değerlendirilmelidir.
Kadastro öncesi sebebe dayanılıyorsa 10 yıllık hak düşürücü süre de ayrıca önem taşır.
Zilyetlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Açılabilir mi?
Kadastro hukukunda zilyetlik önemli bir hak kazanma ve ispat alanıdır.
Ancak her uzun süreli kullanım otomatik olarak mülkiyet hakkı kazandırmaz.
Taşınmazın tapulu veya tapusuz olması, niteliği, kamu malı olup olmaması, zilyetliğin süresi ve niteliği ile Kadastro Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'ndaki özel koşullar birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle "20 yıldır kullanıyorum, tapu otomatik olarak benim olur" şeklindeki genel yaklaşım doğru değildir.
Kadastroda Yanlış Kişi Adına Tescil Yapılmışsa Ne Olur?
Kadastro sırasında taşınmazın gerçek hak sahibi yerine başka bir kişi adına tespit ve tescil edildiği iddia ediliyorsa tapu iptal ve tescil talebi gündeme gelebilir.
Ancak davacı;
kendisinin hak sahibi olduğunu,
davalı adına yapılan tespitin neden hukuka aykırı olduğunu,
dayandığı hukuki sebebin niteliğini
ispatlamak durumundadır.
Türk Medeni Kanunu'nun genel ispat kuralı uyarınca taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Yargıtay da kadastro öncesi tapu iptal ve tescil uyuşmazlıklarında bu ispat kuralını Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesiyle birlikte değerlendirmektedir.
Kadastroda Taşınmazın Bir Bölümü Komşu Parsele Geçmişse Ne Yapılabilir?
Kadastro sırasında sınırların yanlış belirlenmesi sonucunda bir taşınmaz bölümünün komşu parsel içinde kaldığı iddiası, teknik ve hukuki inceleme gerektiren uyuşmazlıklardan biridir.
Bu tür davalarda eski paftalar, kadastro krokileri, aplikasyon belgeleri, hava fotoğrafları, eski tapu ve vergi kayıtları ile yerel bilirkişi ve tanık anlatımları önem taşıyabilir.
Harita ve kadastro bilirkişileri aracılığıyla taşınmazın zemindeki konumu ile eski kayıtların kapsadığı alan karşılaştırılabilir.
Ancak uyuşmazlığın kadastro öncesi hukuki sebebe dayanması halinde 10 yıllık hak düşürücü süre yine öncelikli meselelerden biri olacaktır.
Kadastro Tespitinde Yüzölçümü Yanlışsa Dava Açılabilir mi?
Taşınmazın yüzölçümünün yanlış tespit edildiği iddialarında öncelikle hatanın niteliği belirlenmelidir.
Basit teknik veya hesap hataları ile mülkiyet alanını etkileyen sınır uyuşmazlıkları aynı hukuki nitelikte değildir.
Uyuşmazlık başka bir kişinin mülkiyet alanına ilişkin hak iddiasını içeriyorsa tapu iptal ve tescil boyutu ortaya çıkabilir.
Bu nedenle her yüzölçümü farklılığı doğrudan aynı dava türüyle çözümlenmez.
Eski Tapu Kayıtları Delil Olabilir mi?
Evet.
Kadastro öncesi mülkiyet uyuşmazlıklarında eski tapu kayıtları önemli delillerden biridir.
Ancak eski kaydın yalnızca bulunması yeterli olmayabilir. Kaydın dava konusu taşınmaza uygulanabilir olup olmadığı da belirlenmelidir.
Eski tapu kaydındaki mevki, sınırlar, yüzölçümü ve komşuların bugünkü taşınmazla bağlantısı bilirkişi incelemesi ve keşif yoluyla araştırılabilir.
Vergi Kayıtları Tapu Yerine Geçer mi?
Vergi kayıtları kadastro uyuşmazlıklarında delil olarak değerlendirilebilmekle birlikte tapu kaydıyla aynı hukuki niteliğe sahip değildir.
Vergi kaydının hangi kişi adına olduğu, hangi taşınmaza ilişkin bulunduğu, tarihi ve diğer delillerle uyumu önemlidir.
Mahkeme, vergi kaydını tek başına değil diğer delillerle birlikte değerlendirebilir.
Tanıkla Kadastro Öncesi Hak İspatlanabilir mi?
Somut olayın niteliğine göre tanık ve yerel bilirkişi anlatımları önemli olabilir.
Özellikle taşınmazın geçmişte kim tarafından kullanıldığı, sınırlarının nereden geçtiği, tarafların veya murislerin zilyetlik biçimi ve geçmişte yapılan paylaşım gibi konularda tanık beyanlarından yararlanılabilir.
Ancak yazılı kayıtlarla çelişen veya soyut nitelikte kalan tanık beyanlarının değerlendirilmesi farklı olabilir.
Mahkeme tüm delilleri birlikte inceler.
Kadastro Davalarında Keşif Yapılır mı?
Taşınmazın konumu, sınırları veya eski kayıtların zemine uygulanması tartışmalıysa keşif önemli bir delil toplama yöntemidir.
Mahkeme dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapabilir.
Keşifte harita-kadastro bilirkişisi, fen bilirkişisi, ziraat bilirkişisi veya uyuşmazlığın niteliğine göre başka uzmanlardan yararlanılması mümkün olabilir.
Eski tapu kayıtlarının zemine uygulanması ve hangi alanı kapsadığının belirlenmesi özellikle teknik uyuşmazlıklarda önem taşır.
Bilirkişi İncelemesi Neden Önemlidir?
Kadastro uyuşmazlıkları çoğu zaman yalnızca hukuki değil aynı zamanda teknik niteliktedir.
Parsel sınırlarının geçmişte ve bugün nereden geçtiği, eski kayıtların hangi alanı kapsadığı, paftaların birbiriyle uyumu ve çekişmeli bölümün hangi parsel içerisinde kaldığı uzmanlık gerektirebilir.
Bu nedenle bilirkişi raporlarının denetime elverişli, teknik verilerle desteklenmiş ve tarafların iddialarını karşılayacak nitelikte olması önemlidir.
Kadastro Tutanağı Nasıl İncelenir?
Kadastro tutanağında taşınmazın kim adına ve hangi hukuki gerekçeyle tespit edildiğine ilişkin bilgiler bulunabilir.
Dava açılmadan önce;
tespit maliki,
tespit nedeni,
dayanak kayıtlar,
beyanlar,
tutanağın düzenlenme tarihi,
askı ilanı,
kesinleşme tarihi
incelenmelidir.
Özellikle 10 yıllık hak düşürücü sürenin hesabı açısından kesinleşme tarihi kritik öneme sahiptir.
Kadastro Tespitine İtiraz ile Tapu İptal ve Tescil Davası Aynı Şey midir?
Hayır.
Kadastro çalışmaları devam ederken ve tespit henüz kesinleşmemişken başvurulabilecek hukuki yollar ile kadastro tutanağı kesinleşip tapu kaydı oluştuktan sonra açılan davalar aynı değildir.
Kadastro tutanağı kesinleşmeden önce uyuşmazlık kadastro mahkemesinin görev alanına girebilirken, kesinleşmeden sonra açılan tapu iptal ve tescil davalarında görev kuralları farklılaşır.
Bu nedenle davanın hangi aşamada açıldığı önemlidir.
Kadastro Mahkemesi Ne Zaman Görevlidir?
Kadastro mahkemelerinin görevi, kadastro çalışmalarından doğan ve kanunun görev alanına dahil ettiği uyuşmazlıklarla sınırlıdır.
Kadastro tespitine süresi içinde itiraz edilmesi veya tutanağın kesinleşmesinden önce dava konusu bir uyuşmazlığın bulunması halinde Kadastro Kanunu'ndaki özel görev kuralları gündeme gelebilir.
Ancak kadastro tutanağı kesinleştikten sonra açılan her tapu iptal ve tescil davası kadastro mahkemesinde görülmez.
Kadastro Kesinleştikten Sonra Hangi Mahkemede Dava Açılır?
Kadastro tutanağının kesinleşmesinden sonra kadastro öncesi hukuki sebebe dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları kural olarak genel görevli hukuk mahkemesinde değerlendirilir.
Uyuşmazlığın niteliğine göre görevli mahkeme çoğunlukla Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Yargıtay kararlarına konu olan kadastro öncesi tapu iptal ve tescil uyuşmazlıklarının da kesinleşmiş kadastro sonrasında Asliye Hukuk Mahkemelerinde görüldüğü örnekler bulunmaktadır.
Somut olayın özel niteliği nedeniyle farklı görev kuralları bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Tapu İptal ve Tescil Davasında Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi söz konusudur.
Bu nedenle Ümraniye'de bulunan bir taşınmazın aynına ilişkin tapu iptal ve tescil davasında yetki, taşınmazın bulunduğu yer esas alınarak belirlenir.
Ümraniye'deki taşınmazlara ilişkin davalar İstanbul Anadolu yargı çevresi bakımından değerlendirilir.
Birden fazla taşınmazın dava konusu olması halinde yetki kuralları ayrıca incelenmelidir.
Davayı Kim Açabilir?
Tapu kaydının kendi mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri süren ve taşınmaz üzerinde hak sahibi olduğunu iddia eden kişi dava açabilir.
Hak sahibinin ölmesi halinde mirasçılık ilişkisi de önem kazanabilir.
Mirasçılardan birinin tek başına dava açıp açamayacağı, talebin niteliği, elbirliği mülkiyeti ve taraf teşkili gibi usuli konular somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Dava Kime Karşı Açılır?
Tapu iptal ve tescil davaları kural olarak tapuda malik görünen kişiye veya kişilere yöneltilir.
Taşınmaz dava açılmadan önce başka bir kişiye devredilmişse güncel tapu maliki önem taşır.
Dava sırasında devir gerçekleşmesi halinde ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava konusunun devrine ilişkin hükümleri gündeme gelebilir.
Bu nedenle dava açılmadan hemen önce güncel tapu kaydının alınması önemlidir.
Tapu Kaydı Birden Fazla Kez El Değiştirmişse Ne Olur?
Kadastro tespitinden sonra taşınmazın farklı kişilere devredilmiş olması uyuşmazlığı daha karmaşık hale getirebilir.
Devir zinciri, sonraki maliklerin hukuki durumu ve Türk Medeni Kanunu'nun tapu siciline güvene ilişkin hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Kadastro öncesi sebebe dayanan ilk iddia ile sonradan gerçekleşen devirlerin hukuki sonuçları birbirinden ayrılarak incelenmelidir.
İyi Niyetli Üçüncü Kişinin Durumu Nedir?
Tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişilerin korunması Türk Medeni Kanunu kapsamında ayrıca düzenlenmektedir.
Bu nedenle tapu kaydının başlangıçta hukuka aykırı oluşturulduğu iddiası, sonraki bütün devirlerin her durumda otomatik olarak iptal edileceği anlamına gelmez.
Sonraki malikin iyi niyetli olup olmadığı ve tapu siciline güven ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağı somut olayda ayrıca araştırılır.
Dava Açılırken İhtiyati Tedbir İstenebilir mi?
Taşınmazın dava sırasında üçüncü kişilere devredilmesi veya üzerinde yeni ayni haklar kurulması riski varsa koşulları bulunması halinde ihtiyati tedbir talebi gündeme gelebilir.
Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki ihtiyati tedbir koşullarına göre değerlendirme yapar.
Tedbir kararı tapu kaydının hemen davacı adına geçirilmesi anlamına gelmez. Amaç, dava sonucunun etkisiz hale gelmesini önlemek üzere geçici hukuki koruma sağlamaktır.
Dava Açılması Tapuya Otomatik Şerh Verir mi?
Dava açılmış olması tek başına her durumda tapu siciline otomatik olarak tedbir konulduğu anlamına gelmez.
Dava konusu taşınmazın devrinin veya üzerinde hak kurulmasının engellenmesi isteniyorsa usulüne uygun ihtiyati tedbir talebinde bulunulması gerekebilir.
Mahkeme tedbirin gerekli olup olmadığını somut olay üzerinden değerlendirir.
Tapu İptal ve Tescil Davasında İspat Yükü Kimdedir?
Genel kural olarak hakkını belirli bir olguya dayandıran taraf bu olguyu ispatlamakla yükümlüdür.
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davasında davacı, ileri sürdüğü mülkiyet hakkının ve kadastro tespitinin neden hatalı olduğunun dayanaklarını ortaya koymalıdır.
Yargıtay da bu davalarda Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesindeki genel ispat kuralına atıf yapmaktadır.
Hangi Deliller Kullanılabilir?
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davalarında somut olayın özelliklerine göre;
-
kadastro tutanakları,
-
tapu kayıtları ve tedavülleri,
-
eski tapu kayıtları,
-
vergi kayıtları,
-
harici satış belgeleri,
-
mirasçılık belgeleri,
-
paylaşım veya taksim belgeleri,
-
hava fotoğrafları,
-
haritalar ve kadastro paftaları,
-
tanık anlatımları,
-
yerel bilirkişi beyanları,
-
keşif,
-
fen ve kadastro bilirkişisi raporları,
-
zilyetliği gösteren diğer belgeler
delil olarak gündeme gelebilir.
Hangi delilin belirleyici olduğu, davanın dayandığı hukuki sebebe göre değişir.
10 Yıllık Süre Geçmişse Başka Bir Hukuki Sebebe Dayanılabilir mi?
Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta, hukuki sebebin gerçekte ne olduğudur.
Kadastro öncesi bir sebebi yalnızca farklı şekilde isimlendirmek, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki hak düşürücü süreyi ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık kadastrodan sonra gerçekleşen bağımsız bir satış, devir, sahtecilik, vekalet görevinin kötüye kullanılması veya başka bir hukuki olay söz konusuysa talebin hukuki niteliği farklı olabilir.
Yargıtay da kadastrodan sonra gerçekleşen hukuki sebepler bakımından 12/3'teki kadastro öncesi nedenlere özgü sürenin uygulanmayabileceğini kabul etmektedir.
Bu nedenle dava açılmadan önce hukuki sebebin doğru belirlenmesi son derece önemlidir.
İkinci Kadastro Yapılması Süreyi Yeniden Başlatır mı?
Her durumda hayır.
Özellikle aynı yer üzerinde sonradan yapılan kadastro işlemlerinin 10 yıllık hak düşürücü süreyi yeniden başlatıp başlatmayacağı teknik bir konudur.
Yargıtay kararlarında, ilk kadastrodan sonra hak düşürücü süre dolmuşsa daha sonra yapılan ikinci kadastro işleminin kadastro öncesi hukuki sebeplere dayalı dava açma imkanını kendiliğinden yeniden doğurmadığı durumlar bulunmaktadır.
Bununla birlikte ikinci kadastro ve çakışan çalışma alanlarıyla ilgili uyuşmazlıkların kendi özel koşulları bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay başka bir olayda ikinci kadastro işleminin ilk kadastrodan itibaren 10 yıllık süre içinde gerçekleşmiş olması ve davacının kök murisi adına kayıt oluşması gibi özellikleri ayrıca dikkate almıştır.
Bu nedenle ikinci kadastro uyuşmazlıklarında genel bir sonuç yerine işlem tarihleri ve kayıt zinciri tek tek incelenmelidir.
Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Dava ile Yolsuz Tescil Davası Aynı mıdır?
Her zaman aynı değildir.
Yolsuz tescil, tapu sicilindeki kaydın geçerli bir hukuki sebebe dayanmaması veya hukuka aykırı olmasıyla ilgili daha geniş bir kavramdır.
Kadastro öncesi nedene dayalı davada ise uyuşmazlığın kaynağı kadastrodan önce mevcut olduğu ileri sürülen hak veya hukuki olaydır.
Bir tapu kaydının yolsuz olduğu iddia edilse dahi yolsuzluğun kaynağı kadastro öncesi bir hukuki sebepse 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü süre gündeme gelebilir. Yargıtayın 2024 tarihli bir kararında da kadastro öncesi neden ve yolsuz tescil iddiaları bağlamında 10 yıllık sürenin uygulanması değerlendirilmiştir.
Tapu İptal Edilirse Taşınmaz Kimin Adına Tescil Edilir?
Davacının iddiası ispatlanır ve hukuki koşullar gerçekleşirse mahkeme mevcut tapu kaydının tamamen veya kısmen iptaline ve hak sahibi adına tesciline karar verebilir.
Uyuşmazlık taşınmazın yalnızca belirli bir bölümüne veya payına ilişkinse karar da buna göre şekillenebilir.
Teknik olarak ayrılması gereken bir taşınmaz bölümü söz konusuysa fen bilirkişisi tarafından düzenlenen kroki ve raporlar hükmün infaz edilebilirliği açısından önem taşıyabilir.
Tapu İptali Mümkün Değilse Tazminat İstenebilir mi?
Bazı taşınmaz uyuşmazlıklarında tapu iptal ve tescil talebinin yanında veya alternatif olarak tazminat talepleri de gündeme gelebilir.
Ancak tazminatın hukuki dayanağı, davalının kim olduğu, tapu sicilinin tutulmasından doğan devlet sorumluluğu koşullarının bulunup bulunmadığı ve talebin tabi olduğu süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Yargıtay kararlarında kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil talebiyle birlikte Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tazminat istemlerinin de uyuşmazlık konusu olduğu örnekler bulunmaktadır.
Ancak tapu iptal talebinin reddedilmesi her olayda otomatik olarak devletten tazminat alınabileceği anlamına gelmez.
Kadastro Tespitinin Hatalı Olması Devletin Sorumluluğunu Doğurur mu?
Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlarda devletin sorumluluğunu düzenlemektedir.
Ancak kadastro işleminden kaynaklanan her uyuşmazlık otomatik olarak tazminat sorumluluğu doğurmaz.
Hukuka aykırılık, zarar, uygun illiyet bağı ve talebin diğer koşulları somut olayda değerlendirilmelidir.
Ayrıca tazminat davasının görev, yetki ve süre koşulları tapu iptal ve tescil talebinden farklı hukuki değerlendirmeler gerektirebilir.
Kadastro Öncesi Tapu Davaları Ne Kadar Sürer?
Bu davalar teknik inceleme gerektirdiğinden süre dosyanın özelliklerine göre değişebilir.
Eski kayıtların getirtilmesi, kadastro arşivlerinin incelenmesi, keşif yapılması, tanıkların dinlenmesi, eski kayıtların zemine uygulanması ve bilirkişi raporlarının hazırlanması yargılama süresini etkileyebilir.
Birden fazla parselin, çok sayıda mirasçının veya eski tarihli kayıt zincirlerinin bulunduğu dosyalar daha kapsamlı inceleme gerektirebilir.
Bu nedenle her dava için kesin bir yargılama süresi verilmesi mümkün değildir.
Dava Açmadan Önce Neler İncelenmelidir?
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davası açılmadan önce özellikle;
kadastro tutanağının kesinleşme tarihi,
davacının dayandığı hukuki olayın tarihi,
güncel tapu kaydı,
tapu tedavülleri,
kadastro tespitinin dayanağı,
eski kayıt ve belgeler,
zilyetlik durumu,
miras ilişkileri,
taşınmazın fiili sınırları
incelenmelidir.
En önemli ilk sorulardan biri şudur:
İleri sürülen hukuki sebep kadastrodan önce mi, sonra mı meydana gelmiştir?
Bu sorunun cevabı 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağını doğrudan etkileyebilir.
Ümraniye Tapu İptal ve Tescil Avukatı Desteği
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davaları, hem taşınmaz hukuku hem kadastro mevzuatı hem de teknik harita ve kayıt incelemelerinin birlikte yürütülmesini gerektiren davalardır.
Özellikle eski tarihli taşınmazlarda kadastro tutanağının kesinleşme tarihi çoğu zaman davanın esasına girilip girilemeyeceğini belirleyen ilk meselelerden biridir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi uyarınca kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastro öncesi hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Yargıtay bu süreyi hak düşürücü süre olarak kabul etmekte ve mahkemece re'sen dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir.
Bununla birlikte her tapu uyuşmazlığı kadastro öncesi nedene dayanmaz. Hukuki sebep kadastrodan sonra gerçekleşmişse 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinin uygulanması farklılaşabilir. Yargıtay kararlarında da kadastrodan sonra düzenlenen hukuki işlemlere dayalı talepler bakımından bu ayrım açık biçimde yapılmaktadır.
Bu nedenle Ümraniye tapu iptal ve tescil davaları, Ümraniye gayrimenkul avukatı, Ümraniye tapu avukatı, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal davası, kadastroda yanlış tescil, 10 yıllık hak düşürücü süre, zilyetlik nedeniyle tapu davası, miras nedeniyle tapu iptal davası ve İstanbul Anadolu Yakası gayrimenkul avukatı kapsamında öncelikle taşınmazın kadastro ve tapu geçmişinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir.
Sonuç
Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davası, kadastro tespitinden önce mevcut olduğu ileri sürülen bir mülkiyet hakkının kadastro sırasında doğru biçimde dikkate alınmadığı iddiasına dayanır.
Bu davalarda yalnızca kimin uzun yıllardır taşınmazı kullandığı veya mevcut tapunun kimin adına olduğu değil; kadastro tutanağının içeriği, kesinleşme tarihi, eski tapu ve vergi kayıtları, zilyetlik, miras ilişkileri, harici satışlar, sınırlar ve teknik kadastro belgeleri birlikte değerlendirilir.
En önemli sınırlamalardan biri 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süredir. Kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastro öncesi hukuki sebeplere dayanılarak kural olarak dava açılamaz. Yargıtay da bu süreyi mahkemenin kendiliğinden dikkate alması gereken hak düşürücü süre olarak uygulamaktadır.
Buna karşılık uyuşmazlığın gerçek hukuki sebebi kadastrodan sonra ortaya çıkmışsa aynı 10 yıllık kuralın uygulanıp uygulanmayacağı farklı değerlendirilir. Bu nedenle davanın hukuki sebebinin ve tarihinin doğru belirlenmesi kritik öneme sahiptir.
Kadastro öncesi tapu uyuşmazlıklarında eski kayıtların zemine uygulanması, keşif ve bilirkişi incelemesi de çoğu zaman davanın temel unsurlarındandır. Dava açılmadan önce güncel tapu kaydıyla yetinilmeyip kadastro tutanağının, kesinleşme tarihinin ve taşınmazın geçmiş kayıt zincirinin incelenmesi gerekir.